3 Eylül 2025 Çarşamba

Hz. Amine (Hz. Muhammed’in Annesi)

Hz. Amine (Hz. Muhammed’in Annesi) 

Hz. Muhammed’in Annesi, Hz. Amine, Hatemül-Enbiya Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) Annesidir. Babası Vehb b. Abdülmenaf Kureyş Kabilesi’nin Beni Zühre koluna, annesi Berre bint Abdüluzza da aynı kabilenin Beni Abdurrar koluna mensuptur. Babası ve annesi de Mekke’lidir. HatemülEnbiya’nın, silsile-i nesebinden Kılıb’da Hz. Amine ile soyu birleşir. 

Hz. Amine, Kureyş nezdinde yalnız haseb ve neseb itibari ile değil, ayrıca zamanında kaynakların nakline göre ahlakı, fiziki yapısı, zekası ve inancı itibari ile de ayrı bir özelliğe sahipti. Hz. Amine’nin doğum tarihi ile ilgili çok fazla bilgi bulunmamakta, ancak çok genç yaşta evlendiği tahmin edilmektedir. 

Abdulmuttalib gibi seçkin bir kişinin, ayrıca Mekke’nin hakimi ve reisi olan mümtaz bir kişiliğin en çok sevdiği ve yüz deve fidye mukabilinde kurban olmaktan kurtardığı olduğunu pek tabii ki böyle asalet sahibi ve mümtaz bir şahısla evlendirecekti. 

Hz. Abdullah’ın seçkin bir aileden oluşu, dikkat çeken fiziki yapısı, davranışları ve hareketlerindeki ahlaki hali, Hz. Muhammed'e ait alnında taşıdığı ilahi nur Mekke’nin evlilik çağına ulaşmış tüm kızlarının dikkati çeker ve ona ilan-ı aşk edenler bile olurdu. Bu nedenle Abdulmuttalib onu daha fazla bekletmeden o günlerin adeti gereği yanına alarak Hz. Amine'yi babası Vehb'den veya vesayeti altında bulunduğu amcası Vüheyb’den istemişti. 

Her iki ailenin birbirlerini tanıtıcı konuşmaları sonucunda bu evlilik gerçekleşmiş ve bu iki asil insan hayatlarını birleştirmişlerdi. O günlerde töre gereği Amine ile Abdullah’ın zifafı Vüheyb hanesinde gerçekleşmişti. 

Dünyayı kaplayan zifri karanlıkları kovacak ve insanlara yeniden insanlıklarını hatırlatarak yeni bir çağ açacak olan Muhammed (s.a.v) bu izdivaç sonucu dünyaya gelmişti. Bu izdivaçtan hamile kalan Hz. Amine, hamileliği süresince hissettiği huzurla karnında taşıdığı çocuğun nasıl bir çocuk olacağını ve istikbalini biliyor gibiydi. 

Çünkü onun hamilelik süresi hiçte diğer kadınların hamileliğine benzemiyordu. Amine, Hz. Muhammed’in doğumundan kısa bir süre sonra oğlu Abdullah’ın genç yaşta vefatından dolayı büyük üzüntü yaşayan Abdulmuttalib’e teselli olması için bir erkek torun dünyaya getirdiğinin müjdesini vermişti. 

Abdulmuttalib ölen oğlu yerine bir erkek toruna sahip olmanın mutluluğu ile Amine’nin evine koştu ve küçük Muhammed’i sarıp sarmalayarak Kabe’ye götürmüş ve adını’ "övülen, çok çok hamd ve sena edilen, şan, şeref sahibi" anlamlarını taşıyan "Muhammed" koymuştu. 

Hz. Amine’nin, Hz. Muhammed’i doğurmakla kazandığı mevkii İmam Şerefüddin Ebi Abdillah Muhammed elBusayri’nin müşerref olan, beşerin anası Havva’ya ve Havva’dan başlayarak kendi anasına varıncaya kadar bütün analara verdiği şeref yüzünden Amine’ye ne mutlu! Havva ilk ana Amine son ana idi. 

Havva, Resul-i Kibriya’yı dünyaya taşıyan ilk kadındı. Çünkü Muhammed’in nübüvvet nuru, evvela Adem’in alnında tecelli kıldı ve Adem’den Havva’ya intikal etti. 

Sonra bu nur intikal ede ede Amine’ye geçti. Amine’den müstakil bir varlık olarak dünyaya geldi. Amine aslında bu müstakil varlığı taşıyan bir vasıta değil, onu doğrudan doğruya hayat alemine kavuşturan bir ana. 

Havva kim bilir peygamberimize hamile kalmayı ne kadar istemişti. Lakin bu şeref Amine’ye vaat edilmişti. Havva anamız bir başlangıçsa, Amine Anamız bir sonuç. Hz. Amine doğumundan sonra Hz. Muhammed’i bir müddet yanında tuttu. 

Daha sonra o günlerin töresi ve daha sıhhatli büyümesi için süt annesi Hz. Halime’ye vererek dört yaşına ondan ayrı kaldı. Belazuri’nin ifadesine göre Hz. Muhammed’de görülen insanüstü hallerden dolayı Hz. Halime Muhammed’i annesine teslim etti ve altı yaşına kadar büyüttüğü Muhammed’i, yanındaki Ümmü Eymen adındaki hizmetlisi ile birlikte Medine’ye götürmüştü. 

Bu ziyaretten amacı Abdulmuttalib’in annesi dolayısı ile ailenin dayıları sayılan Beni Neccar mensuplarını ve kocası Abdullah’ın kabrini hem kendisi, hem de oğluna ziyaret ettirmekti. Medine’de yaklaşık 1 ay kadar kalan Amine Mekke’ye dönerken genç yaşta Ebva Köyü adı verilen yerde vefat etmiştir.


Ebva Köyü (Milâdî 576. Hz. Âmine'nin Defni)

Ebva Köyü 

Peygamberimiz (s.a.v.)'in annesi ne zaman, nerede ve nasıl vefat etmiştir? 

Hz. ÂmineKâinatın Efendisi oğluyla Medine'de bir ay kaldıktan sonra, Mekke'ye dönmeye karar verdi. Akrabalarıyla vedâlaşarak şehirden ayrıldılar. 

Çöl seccadesinde üç yolcu: 

Hz. Âmine, Şanlı Evlâdı ve Ümmü Eymen. Hepsinin de mânâ âleminde bir başkalık vardı. Aziz anne ve şerefli evladının ruhlarını ayrılık ve hasret rüzgârı dalga dalga dövüyordu. Henüz genç yaşta ve evliliklerinin ilk aylarında ebedî âleme yolcu ettiği kocasını hatırlayan Hz. Âmine'nin gözleri oluk oluk su akıtan bir pınarı andırıyordu. 

Peygamber Efendimiz de, aziz annesinin bu gözyaşlarına dayanamıyor, o da ışıl ışıl ağlıyordu. Damla damla akan gözyaşları, rahmet yağmuru gibi elbisesini ıslatıyordu. Henüz yolu yarılamışlardı ki, Hazret-i Âmine âniden rahatsızlandı. 

Peygamberimiz (s.a.v.) ve Ümmü Eymen'i bir telaş kapladı. Gittikçe şiddetini arttıran hastalık karşısında ne yapabilirlerdi? 

Medine'nin 23 mil güneyinde Ebvâ Köyü yakınlarında bir ağacın gölgesinde konaklamaktan başka ellerinde çare yoktu. Hazret-i Âmine'nin dizlerinden güç kuvvet çekilmişti ve kendisini tutamayarak âniden yere yıkılıverdi. Üstünü örttüler. 

Hz. Âmine, hastalığın şiddeti içinde ter döküyor, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) ise, onu kaybedeceği ve annesiz kalacağı endişesi içinde gözyaşı akıtıyordu. Sanki her şey kendileriyle birlikte lâl kesilmişti. Yerde ses yok, gökte sükût hâkimdi. 

Hz. Âmine yerde halsiz bir şekilde yatıyordu. Bir ara, Peygamberimiz (s.a.v.) kendini toparlayarak, "Nasılsın anneciğim?" diye sordu. Gönlü şefkat hazinesi anne, biricik yavrusunun üzülmesini istemiyordu. 

Şiddetiyle kıvranıp durduğu hastalığının ağır olduğu hissini uyandırmamak için, "İyiyim canım oğlum, bir şeyim yok." diye cevap verdi. Bu birkaç kelimelik konuşmadan sonra da kendinden geçti. Artık hastalık, konuşacak takati dudaklarından çekip almıştı. Bir ara, "Su" dediği işitildi. Yaydan fırlayan ok hızıyla Peygamber Efendimiz, aziz annesine suyu yetiştirdi. Hazret-i Âmine suyu içti. Su kabı ile birlikte ciğerparesinin yumuşacık ellerini de tuttu. Gözlerini açtı. 

Peygamber Efendimizin nur saçan sîmasına doya doya baktı ve ellerini bir anne şefkatiyle okşadı. Kâinatın Efendisi bir ara, annesini biraz doğrultup başını kucağına aldı. Gözlerinden akan mübârek yaşlar, annesinin omuzlarına Nisan yağmuru gibi düşüyordu. 

Hazret-i Âmine'nin ruh ve kalbinde feryadlar kopuyor, fırtınalar esiyordu. Kocasını kaybediş ıztırabına, şimdi de oğluyla vedâlaşma hasretini mi ekleyecekti? 

Bu dayanılmaz bir ıztırap, çekilmez bir dertti. Kendisini yakalayan hastalıktan daha çok bu ayrılık onu yakıp kavuruyordu. Ama ne yapabilirdi, bu İlâhî kaderin değişmez hükmüydü. Hazret-i Âmine, kendisini yakalayan hastalıktan kurtulamayacağını artık anlamıştı. 

Son olarak, güneş gibi parlayan nur yavrusunun yüzüne ayrılık ve hasretin verdiği duygu içinde baktı, ellerini doya doya kokladı ve dilinden şu cümleler döküldü: "Ey dehşetli ölüm okundan Allah'ın yardım ve ihsanı ile yüz deve karşılığında kurtulan zâtın oğlu!.." 

"Allah, seni aziz ve devamlı kılsın. Eğer rüyâda gördüklerim doğru ise, sen celâl ve bol ikrâm sahibi olan Allah tarafından Âdemoğullarına helâl ve haramı bildirmek üzere peygamber gönderileceksin.” 

"Sen, ceddin İbrâhim'in teslimiyet ve dinini tamamlamak için gönderileceksin." 

"Allah seni milletlerle birlikte devam edip gelen putlardan, putperestlikten koruyacak ve alıkoyacaktır." 

"Her yaşayan ölür, her yeni eskir. Yaşlanan herkes zevâl bulur. Herşey fanidir, gider." 

"Evet, ben de öleceğim. Fakat ismim ebedî yâdedilecektir. Çünkü, ter temiz bir evlâd doğurmuş, arkamda hayırlı bir yâdedici bırakmış bulunuyorum." 

Acıklı ve âdetâ istikbalden haber veren bu sözlerinden sonra Hazret-i Âmine'nin gözleri kaydı ve ruhunu orada yüce Allah'a teslim etti. 

Yer, Mekke ile Medine arasında bulunan Ebvâ Köyü; tarih, Milâdî 576. Hz. Âmine'nin Defni Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) ile Ümmü Eymen donakalmışlardı. Âdetâ dilleri tutulmuştu. Konuşan sadece Kâinatın Efendisinin gözyaşlarıydı. 

Ümmü Eymen bir ara kendisini toparladı ve aziz yavrunun gözyaşlarını sildi. Sonra da bağrına basarak teselliye çalıştı: 

"Üzülme, ağlama, canım Muhammedim," dedi. 

"İlâhî kadere karşı boynumuz kıldan incedir. Can da Onun, malda. Hepsi bize emânet. Emâneti nasıl vermişse, öyle de alır.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) derin bir iç çektikten sonra, "Ben de biliyorum. Onun hükmüne her zaman boyun eğerim. Fakat anne yüzü unutulmayacak bir yüzdür. O yüzü tekrar göremem diye üzülüyorum" dedi. 

Sonra da derhal kendini toparladı ve gözyaşlarını silerek Ümmü Eymen'e, 

"Haydi, o emâneti Sahibine teslim etti. Biz de onun na'şını toprağa teslim edelim, rahat etsin" dedi. 

Dünyanın en bahtiyar annesi Hazret-i Âmine'nin cesedini orada toprağın bağrına tevdi ettiler. 

Ruhu ise, Kâinatın Efendisini bağrından çıkardığı için, kimbilir, ne kadar yükseklerde meleklerle bayram ediyordu. Definden Sonra Annesiz kalan Dürr-i Yetîmi Mekke'ye götürmek vazifesi dadısı Ümmü Eymen'e düştü. Ümmü Eymen, yol boyunca ona annesiz kaldığını hissettirmemek için elinden gelen gayreti gösterdi. Onu öz evladıymış gibi bağrına bastı ve teselliye çalıştı. 

Efendimiz de âdetâ onu bir anne kabul ederek, "Anne, anne!.." diye çağırdı. Daha sonraları da her gördüğünde, "Annemden sonra annem." diyerek iltifatta bulunuyordu. Nur yüzlü Kâinatın Efendisi, artık babadan yetim, anneden öksüzdü. 

Fakat, onun hakiki muhafızı ve hâmîsi vardı. O Hafîz, onu ömrü boyunca kusursuz muhafazası ve eksiksiz murakabesi altında bulunduracak, her türlü tehlike ve sıkıntıdan kurtaracaktır. "Rabbin seni yetim bulup da barındırmadı mı?" meâlindeki âyet-i kerîme, Peygamber Efendimizin bu hâlini hatırlatır. 

Kâinatın Efendisi yıllar sonra, Hicret'in altıncı yılında Hudeybiye Umresi sırasında, yine Ebvâ'dan geçecektir. Allah'ın izniyle annesinin kabrini ziyaret edip, elleriyle düzeltecektir. Sonra da teessüründen ağlayacaktır. Onun mübârek gözlerinden tahassür gözyaşları akıttığını gören sahabîler de ağlayacaklar ve "Yâ Resûlallah, niçin ağladınız?" diye soracaklardır. 

Resûl-i Ekrem, "Annemin, benim hakkımdaki şefkat ve merhametini düşündüm de ağladım." diye cevap verecektir. 

Dipnotlar: 

1. İsfâhanî, Delâilü'n-Nübüvveh, s. 119-120 

2. Resûl-ü Ekrem Efendimiz hakkında, "Cennetlik bir kadınla evlenmek isteyen Ümmü Eymen'le evlensin." buyurduğu Ümmü Eymen'i daha sonra azâd ederek hürriyetine kavuşturmuştur. Birinci kocasının ölümünden sonra da onu Zeyd bin Hârise ile evlendirdi. Üsâme Hazretleri, işte bu evlilikten dünyaya geldi. 

3. Duhâ Sûresi, 6. 4. Tabakât, 1/116-117. 


Abdulmuttalip (Hz. Muhammed (sav)’in dedesi)

Abdulmuttalip (Hz. Muhammed (sav)’in dedesi) 

Abdulmuttalip Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’in dedesidir. Asıl ismi Şeybe’dir. Kureyş Kabilesi'ne mensuptur. Babasının ismi Haşim’dir. Medine’de doğmuş, çocukluğunu orada geçirmiş, sonra Mekke’ye gelip yerleşmiştir. 

Daha sonra Mekke’nin reisi olmuştur. Yıllardan beri yeri belirsiz olan Zemzem kuyusunu bulup çıkartan O’dur. Abdulmuttalib’in on tane oğlu dünyaya gelmiştir. Bunların en küçüğü olan Abdullah Sevgili Peygamberimizin babasıdır. 

Resulullah annesinin vefatından sonra dedesi Abdulmuttalip’in himayesi altında iki sene kalmıştır. Abdulmuttalip torununu çok severdi. Onu hiç yanından ayırmaz, ilerde büyük bir insan olacağını hissederdi. 

Abdulmuttalip Hz. Muhammet (sav) 8 yaşındayken vefat etmiştir. Abdulmuttalibin oğulları içinden Hz. Hamza, Hz. Abbas müslüman olmuşlar, Ebu Leheb ise kâfir olarak ölmüştür.


17 Nisan 2017 Pazartesi

Abdest (Hangi Surelerde Geçer)

Maide Suresi 5/6
5/6- Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsınız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemmüm edin). Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat o sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.

Hz. Amine (Hz. Muhammed’in Annesi)

Hz. Amine (Hz. Muhammed’in Annesi)  Hz. Muhammed ’in Annesi,  Hz. Amine, Hatemül-Enbiya Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.)  Annesidir. Babası  Ve...